tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Herman Boyacıoğlu’nun Kartpostal Koleksiyonu

Herman Boyacıoğlu

Ülkemizdeki kartpostal koleksiyonerleri onun adını mutlaka duymuştur. Zamanında Türkiye’nin en büyük kartpostal koleksiyonuna sahip olan ve ülkemizin ilk kartpostal sergisini açan Herman Boyacıoğlu‘nu (1930-1998) bir de Çelik Gülersoy’un kaleminden okuyun.

Bu yazı Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Dergisi’nin Aralık 1969 sayısında yayınlanmıştır.

Bir Koleksiyon Hazinesi: Kartpostallar

Dünyada pek çok kişinin, pul, kapı tokmağı, deve çanı gibi, birbirinden ilgisiz şeyler için delice koleksiyon merakı olduğu malumdur. Ama bu, çoğu gereksiz ve münasebetsiz koleksiyonlara karşılık tarih, etnografya, şehircilik, peyzaj mimarisi, nümizmatik, biyografi gibi çok çeşitli sosyal bilimler için eşsiz değerde önemi olan bir koleksiyonu ve koleksiyoncuyu da ben keşfettim: Kartpostallar, ve onları olmadık bir merak ve tutkuyla toplayan, Türk Tarih Kurumu, Anıtlar Yüksek Kurulu, İstanbul Enstitüsü, Milli Kütüphane değil de, Bay Herman Boyacıoğlu. (Adresi: P. K. 1224 Sirkeci)

Benim, Istanbul yapılarının tarihlerini ve şehrin peyzaj değişikliklerini tesbit amacı ile başladığım yeni kartpostal koleksiyonculuğum yüzünden, biraz da tesadüfen tanıdım, Bay Boyacıoğlu’nu. Önce kişiliği hakkında bilgi vereyim: Sevimli, şişman ve işbilir bir zat. 1930 yılında Istanbul’da doğmuş. İlk’e kadar Pangaltı Lisesini sonra St. Michel mektebini bitirmiş. Çakmakçılar Yokuşunda Manifaturacılık yapan mağazası var.

Herman Boyacıoğlu
Herman Boyacıoğlu

Memleketimizde doktorların şarkıcılık, opera sanatkârlarının hânendelik, hukuk doktorlarının antikacılık veya reklâmcılık yaptığı sıkça görüldüğüne göre manifaturacı Bay Boyacıoğlu’nun âdeta tarihçilik derecesindeki kartpostal merakı da doğrusu çok normal.

Merakları bundan ibaret de değil. Karakalem resim yapıyor, akordeon çalıyor, bilmece ve atasözlerini de topluyor. Sadece topladığı değil, fakat yine bir duvar boyunca kendi imal ettiği kutu, zarf ve defterlerden alfabetik tasnifini de yaptığı atasözlerinin sayısı (hoşuna giden vecizeler dahil olmak üzere) 30 binin üstünde. Bulmaca fişleri ise 2 binden fazla. Dergi topluyor, 500 cilt.

1962 yılında başlamış kartpostal koleksiyonuna. Önce kendi deyimiyle «kedi-medi» resimleri toplarken, merak kendisini sarmış. 7 yılda 100 bin kartpostal sahibi olduğunu öğrendiğim ve gidip gördüğüm zaman ben de epeyce hayrete düştüm. Kendisi mütevazi ve sakin bir vatandaşımız. Bir ara ünlü bir tarihçimizi ziyaret edip yaptıkları hakkında bilgi vermek istemiş. Ancak hiç ilgi ve iltifat görmemiş. Sonra onun bir yakınına koleksiyonundan iki-üç mücevher göstermiş ve bunlar bahse konu âlimimize de gitmiş. İşte o zaman, bu şöhretimizin, benim koleksiyon karşısında duyduğum hayret ve haset duygularımdan çok daha fazla bir telâş ve nedamete kapıldığını öğrendim de, benim ateşim hafiflemiş oldu.

Bay Boyacıoğlu’nun epeyce para harcayarak topladığı ve Nişantaşı’ndaki Apartman dairesinin bir duvarına, yerden tavana kadar yığdığı koleksiyonunun dökümü şöyle:

20.000 adet kart: Eski Türkiye (1898-1930)
15.000 adet kart: Yeni Türkiye (1931-1969)
10.000 adet kart: Türkiye hariç dünya tipleri.
1.500 adet kart: Eski artist portreleri (kartpostal)
2.500 adet kart: Dini konular.
20.000 adet kart: Tablo, çiçek, hayvan, kadın, çocuk vs.
30.000 adet kart: Yabancı ülkeler. Bunun 10.000’i Fransa.

Yukarıdaki sınıflama, tabii, koleksiyoncunun kendi sistemi. Bu bahiste ben iki bilgi vereceğim: Yukarıda yerden tavana kadar dediğimde, bundan karmakarışık bir yığma anlaşılmasın. Arşiv, değme devlet arşivimize taş çıkartacak düzendedir. Yüzlerce kutu ve onbinlerce zarf, basılı ve yazılı.

İkincisi, Bay Boyacıoğlu’nun derdi, tarihi yapılar ve peyzajları tesbit değil de kart toplamak olduğundan, tasnifi de coğrafi, yahut kronolojik esaslara göre değil, editörlere göre alfabetiktir. O yüzden, örneğin bugün mevcut bulunmayan Dolmabahçe Saray tiyatrosunun görünüşünü merak ediyorsanız, o kart da kendisinde mutlaka var. Fakat ancak fişlerini ve kayıtlarını yaptıktan sonra size hemen bulup (verebilecek değil…) gösterebilecek. Şimdi gösterebilmesi için ya kendisinin hatırlaması gerekiyor, yahut da sizin kart editörünü bilip söylemeniz. Bunun yanında, bir kaç kutu karıştırdıktan sonra şimdi de bir çok şeyleri bulmakta uzmanlaştığını itiraf edebilirim. İleride bunların tam kataloğunu yayınlamayı istiyor.

Bay Boyacıoğlu’nun kendine has ilminden öğrendiğim bilgilere göre, Türkiye hakkında en çok kart serisi çıkaran eski firmaların durumu ve yayınladıkları kart çeşidi miktarları şöyledir:

Max Fruchtermann2.300
M. Israelovitz (M.J.C.)1.000
Jacques Ludvigsohn 950
Sarrafian Bros 800
E. F. Rochat475
Au Bon Marché400
M. B. 375
Römmler Jonas275
Zellich 250

Görüldüğü gibi, Fruchtermann firması (yakın tarihe kadar Tünel yolunda faaliyette idi, sonra yerini günümüzün mutlu kalkınma hamlesi içinde sandviççi ve banka istilâsına bırakan eski firmaların arasına karıştı) 2300 tip kart çıkarmış. Bugün en çok yayın yapan Keskin Color firmasının 1500 çeşit çıkardığı düşünülürse, gelişme ve kalkınma hızımız hakkında bir fikir edinilebilir. Mösyö Boyacıyan bu eski serilerin çeşitli baskılarını, rakkamlar arasındaki milimetre farkından anlayabiliyor.

Kartpostallarda nelerin göründüğüne gelince, benim merakım İstanbul olduğundan, öbür on binlerce kalabalığı bırakıp sadece şehrimizi gösteren renkli-renksiz kartlar hakkında kısa bir fikir vereyim: Bunları ne kadar karıştırsanız, imparatorluğun yıkıntı devrini yansıttıkları halde; esnafın pisliği, lime-lime giysiler, sokak ve caddelerde, kaldırımlarda çamur öbekleri, inşaat molozları, kağıt ve gazeteden havada uçuşan rakkaseler, kaplumbağa gibi eski model dolmuş arabaları dizileri, yüzü betebe mozayikli beton sefer-tası apartmanlar, ortalıkta isyan çıkmış hissini veren işsiz onbinler kalabalığı filan… görülmüyor da, tuhaf şey; amfiteatr biçimindeki yamaçlarda birbirini kollayarak yer almış olan, zümrüt gibi bahçelerin içinde bir takım soylu ahşap evler, yüzleri yağlıboyalı, adam gibi, Beyoğlu binaları, rengârenk pastel boyalı Boğaziçi yalıları, İstanbul tarafında alacalı, ama tertemiz giysileri içinde doğulu bir halk, Beyoğlu tarafında Ise tam Avrupalı görünüşlü insanlar… görülüyor.

Bu kartlarda şiir, estetik ve sanat sanki dile gelmiş konuşuyor. Birer kitap, hatta bazan birer kütüphane, bu kartpostalların herbiri. İçlerine dalar giderseniz, bir güzel düş kadar tatlı. Ama gözlerinizi ayırıp camdan baktığınızda, çok acılı, bu Bay Boyacıoğlu’nun kartları. Ben, bütün merakıma rağmen, keşke hepsini görmeseydim, diyorum. Çünkü bazıları takdir edeceklerdir ki, bir Cumhuriyet çocuğu olarak, yüzyıl öncesine hasret çekilecek bir ortamda yaşamak, mutluluk olmuyor.

Av. Çelik Gülersoy

Yazının orijinali için tıklayın.

İlginizi çekebilir

Paylaş
Bir cevap yazın