tarihinde yayınlandı Yorum yapın

I. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İtilaf Devletleri Esirleri

Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında itilaf devletleri esirlerine hangi imkanlar sağlanıyor ve nasıl davranılıyordu? Yanıtı bu yazımızda.

Kaynak: Toplumsal Tarih, Haziran 1999 “Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İtilaf Devletleri EsirleriProf. Dr. Mesut Çapa, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi öğretim üyesi.
Görsel: “Sivas’ta bulunan esir Rus zabitanından bir grup.” Harp Mecmuası, S. 6, Şubat 1331.

Osmanlı Devleti’nin muhtelif cephelerde çarpıştığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında esirlere yönelik uygulamalar, Harbiye Nezaretince hazırlanan talimatname doğrultusunda yürütülüyordu. Ülkenin hemen her tarafına dağıtılmış olan garnizonların belirlenmesinde yine Harbiye Nezareti yetkili olup, ancak acil durumlarda kolordu komutanlıkları da bu yetkiye dahil edilmişti.

Esir subaylara her ayın sonunda, Osmanlı ordusunun eşit rütbedeki subayına verilen miktarda maaş ödeniyordu. Küçük rütbeli subay ve erlere, tıpkı Osmanlı ordusunda olduğu gibi, maaş ödenmeyip sadece yiyecek ve erzak veriliyordu. Savaş esirlerine insanlığa yakışır şekilde davranılacak, her türlü kötü muameleden uzak tutulacaklardı. Bunların korunması ve her türlü haklarının temini garnizon komutanlığıyla bunların bağlı bulunduğu kolordu komutanlıklarınca sağlanacaktı. Esir subaylar, mümkün mertebe şeref ve haysiyetlerine uygun otel ve konaklarda iskân edileceklerdi.

Esirlerle ilgili her türlü posta işleri ücretsizdi; ancak adlarına gelen mektup, paket ve gazeteler ile gönderecekleri postalar sansüre tabiydi. Mahalli ve askeri idarece alınan asayiş tedbirlerine uygun hareket etmek şartıyla esirler “din ve mezheblerine aid mabedde hazır bulunmak da dahil olmak üzere âyin-i mezheblerinin icrâsında serbesti-i tâmmeye mazhar olurlar”dı. Subaylar her türlü hizmetten muaftı. Fakat devletin, erleri istidatlarına göre amele ve işçi olarak istihdam etme hakkı vardı. Amele ve işçi olarak istihdam edilen esirlere devletçe takdir olunan miktarda bir yevmiye veriliyordu. Esirlerin ikame ve iskânı, iaşe ve idaresi, hastalarının tedavisi, kayıtlarının tutulması, sevk ve idareleri için esir komisyonları (Üserâ Komisyonu) oluşturulmuştu. Komisyon esirlerle ilgili künye, vukuat ve tahsisat olmak üzere üç ayrı defter tutuyordu. Bu defterlerde özel isimlerin aynı zamanda Fransızca harflerle de yazılmasına ve herhangi bir yanlışlık yapılmamasına özen gösteriliyordu. Komisyonlarda Fransızca bilen personel bulunmadığı takdirde mahalli mülki memurlardan, esirlerden ve hatta yöre halkından da yararlanılıyordu.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye’de İtilaf Devletlerine mensup birçok savaş esiri bulunuyordu. 29 Nisan 1916 tarihinde İngilizler, Kutülamara‘da, General Townshend da aralarında olmak üzere, toplam 13.309 esir vermişlerdi. Bunların 2.869’u İngiliz ve 10.440’ı Hintlilerden oluşmaktaydı. 1916 yılında Osmanlı Devleti’nin muhtelif yerlerindeki garnizonlarda 26 binden fazla savaş esiri bulunuyordu. Bu konuda uluslararası yükümlülüklere bağlı kalan Türkiye, mütekabiliyyet esaslarını da dikkate alarak, esir garnizonlarını Kızılay (Hilâl-i Ahmer) ve yabancı heyetlerin teftişine açık tutuyordu. Kızılay Genel Merkezi’ne sunulan raporlarda garnizonların genel durumu ve esirlerin günlük hayatlarıyla ilgili, çoğu kez tarihin ayrıntıları arasında kalan, ilginç tespitlere yer verilmiştir. Konu Türk arşivlerine yansıdığı şekliyle, özellikle Kızılay belgeleri çerçevesinde, özetlenerek verilecektir.

Ankara’daki İngiliz esir subaylar. Milli Mücadele Albümü (Korkut-Nurhan Erkan koleksiyonu, yayına hazırlayan: Necdet Sakaoğlu), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1998.

Ankara ve Çankırı’daki İngiliz ve Fransız Savaş Eserleri

Aralık 1914’te Umumi Merkez üyesi Yusuf Razi Bey ile bir memurdan oluşan Kızılay Heyeti, İngiliz ve Fransız savaş esirlerini ziyaret etmek üzere İstanbul’dan Ankara ve Çankırı‘ya gittiler. Bu ziyaret bir ay kadar sürdü.

O sırada Ankara’da savaş esiri olarak 25 İngiliz subayı bulunuyordu. Otelde kalan birkaç kişi dışında diğerleri ayrı bir evde ikamet ediyorlardı. Bunlara Sultani ve Hukuk Mektebi mezunlarından yedeksubay teğmen Rüşdü Bey nezaret etmekteydi. O sırada Ankara’daki mevcut imkanlarla kıyaslandığında otelde ikamet edenlerin durumu gayet iyi sayılırdı. Ancak evde kalanlar öncelikle evin darlığından, mefruşatın ve özellikle ve tuvalet takımının subaylığa yakışmayacak derecede adi ve kirli olmasından şikâyet etmişlerdi. Subayların yemek ve temizlik gibi özel işlerini yedi İngiliz asker yerine getiriyordu. Yatak yerine ot minderlerde yatan bu askerler haşerattan şikayet ediyorlardı. Bunun dışında, Ankara’daki askeri hastanede tedavi altında bulunan iki İngiliz askeri “efrad-ı askeri şâhâne misillü hüsnü suretle tedavi” edilmekteydi.

Ziyaret esnasında Kızılay Heyeti’ne refakat eden teğmen Rüşdü Bey, Beşinci Kolordu Komutanlığı’nca subayların durumlarının iyileştirilmesi için daha geniş ve münasip bir evin tedarik edilmek üzere olduğunu; ancak mefruşat tedarikinin güç olduğunu bildirmişti. Heyetin Çankırı’dan tekrar Ankara’ya dönüşünde, subaylardan bir kısmı önceki evden ayrılarak oteldekilerle birlikte yeni bir eve yerleşmişlerdi. Bunlara birkaç iskemle ve bir iki masa tedarik edilmiş ise de, yatak takımları eskiden olduğu gibi kirli haldeydi. Yüz yıkamak için iki üç kişiye ancak bir “küvet” isabet ediyordu. Kızılay Heyeti tarafından birkaç top patiska alınarak çarşaf ve yastık yüzü hazırlatılmış ve herkese birer leğen dağıtılmıştı. Subayların maiyetindeki askerler için şilte ve yeni ot minderler temin edilmiye çalışılmışsa da, ot minder ve şiltelere pamuk bulunamaması ve yünün de pahalı olmasından dolayı, sadece hazır şilte kılıflarıyla çarşaf ve yastık yüzleri verilebilmişti.

Ankara’daki İngiliz esir subaylardan biri sokakta okul çocuklarıyla konuşurken. Milli Mücadele Albümü (Korkut-Nurhan Erkan koleksiyonu, yayına hazırlayan: Necdet Sakaoğlu), Yapı Kredi Yayınları, Istanbul, 1998.

Esirler kendilerine gönderilen posta paketleri, mektup ve paraların zamanında ellerine ulaşması; İngilizce kitapların tedarikine izin verilmesi; mektuplarda hiç olmazsa bazı önemli olayların dört satırdan fazla yazılması; ilaç verilmesi; İstanbul’dan bazı yiyecek ve eşya tedarik etmelerine müsaade olunması gibi isteklerde bulunmuşlardı.

Kızılay Heyeti’nin gözlemlerine göre subaylar gayet sağlıklıydı. Yemekleri kendi arzuları doğrultusunda, hizmet erleri tarafından pişirilmekte ve Osmanlı Devleti’nce kendilerine verilen maaş ile yemek, ev kirası gibi masraflarını karşılamaktaydılar. Heyet Ankara’ya vardığında subaylar, arkalarında silahsız bir asker refakatinde, şehir ve çevresinde istedikleri şekilde gezip dolaşabiliyorlardı. Heyetin Çankırı’ya dönüşünden sonra, İstanbul’dan Kolordu Komutanlığı’na gelen bir emir üzerine subayların haftada yalnız iki gün şehre çıkmalarına izin verilmişti.

Çankırı’da 9 Fransız ve 315 İngiliz olmak üzere toplam 324 savaş esiri bulunuyordu. Bunlar şehre yarım saat uzaklıktaki bir kışlada ikamet etmekteydiler. Kışla binası biraz eski ve bazı koğuşların camları noksan olmakla birlikte, genel itibariyle esirlerin kaldığı koğuş ve odalar sağlam sayılabilirdi. Noksan olan camların tedariki o sırada maddeten mümkün olmadığı için, pencereler tıkanmak suretiyle idare edilmeye çalışılıyordu. Koğuşlar sobalarla ısıtılıyordu. Gaz kıtlığından dolayı aydınlanma sınırlı olmakla birlikte, her koğuşa gaz lambaları verilmişti. Diğerlerinden ayrı bir koğuşta toplanan Fransızlar, aydınlanma ve ısınma masraflarının kendileri tarafından karşılandığını söyleyerek heyete şikâyetlerini bildirmişlerdi. İngilizlerle anlaşamayan Fransız esirlerin talepleri üzerine, Garnizon Komutanlığı onlara müstakil bir oda tahsis etmişti. O sırada sekiz kişinin aydınlanma ve ısınmasının güç olduğu, ancak bunun çaresine bakılacağı bildirilmişti. Çankırı’daki esirlere Amerika Sefareti’nden çok miktarda giyecek ve eşya gönderilmiş olmakla beraber bunların bütün ihtiyaca yetmediği, esirlerin kışlık elbise, kaput, yatak fanilası ve ayakkabı gibi ihtiyaçları olduğu görülmüştü. Heyet ilk etapda Çankırı’dan temin edilebilen eşyadan iki yüz onar çift papuç, yemeni kundura, çorap ve iki yüz on adet fanila kuşak satın alarak depolara yerleştirmiş; henüz imal ettirilemeyen mest pabuçlarla yemenilerin bir kısmının teslim ve dağıtımı da Çankırı Kızılay Şubesi Başkanı, eski mutasarrıflardan Ulvi Bey‘e bırakılmıştı.

O sırada Ankara ve Çankırı’da muharip devletler tebasından sivil sürgün ve tutuklular da bulunmaktaydı. Ankara’da, yerli İngilizlerden ve Rus uyruklu Ermenilerden ibaret birkaç kişi vardı. Bunlar mahalli idarenin gözetiminde ikametgâhlarının seçiminde ve maişet tarzlarının tayininde, şehirde dolaşmak, halkla görüşmek hususunda tamamen serbest bırakılmışlardı. Ancak içlerinde hal ve hareketlerinden şüphe duyulanların, belirli bir yerde ikamete mecbur tutularak halkla görüşmelerinin sınırlandırıldığı görülmüştü. Çankırı’da ise, dokuzu erkek, onbeşi kadın ve çocuk olmak üzere Fransız uyruklu 24 kişi sıkı bir askeri nezaret altında tutuluyordu.

Afyonkarahisar’daki Esirler

Kızılay Umumi Merkez üyelerinden Kemal Ömer Bey, garnizon komutanı Asım Bey’le birlikte 14 Ocak 1915’te Afyonkarahisar garnizonunu ziyaret ederek bir rapor hazırladı.

Afyonkarahisar‘da 23 subay, 36 sivil kaptan ve çarhcı, 27 asker ve sivil olmak üzere 86 esir mevcuttu. Bunlara ilaveten Ankara’dan 21 subay gönderilecekti. Heyetin gelişinden kısa bir süre önce bir medresede barınmakta olan 305 esir Pozantı’ya sevkolunmuşlardı.

Esirlerin ikametgâhları, Afyonkarahisar hükümet konağının önünden geçen İzmir demiryolu hattı şosesi üzerinde ve Belediye binası karşısındaki sırtta yeralan iki ev ile şehir merkezindeki bir medreseden ibaretti. Afyonkarahisar’ın en iyi evlerinden olan bu binaların etrafları açık, havadar ve sağlığa elverişliydi. Evlerin çevresindeki geniş bahçelerde esirler gezinmekte ve müsait havalarda dileyenler bahçe işleriyle uğraşıp çeşitli oyunlar oynamaktaydılar. Evlerde abdesthaneler her ne kadar dışarda ve binaya bitişik olup, hemen bütün taşra evlerinde olduğu gibi çukurdan ibaret ise de, her gün bol su dökülerek temiz tutulmaktaydı.

“Elimizdeki esirlerden beş çeşit: (sağdan) Senegalli Zenci, Avustralyalı, Londralı, Fransız müstemlekeden, Hindu.”

Evlerden birinde İngiliz ve Rus subayları, diğerinde de Fransız subayları ve bunlara hizmet etmek üzere bırakılan askerler vardı. Esirler yeterince sıhhi olmayan, ancak “kaynatılıp içildiğinde taâmı hoş olan” şehir suyu kullanıyorlardı. Kaynatılarak içilen bu sudan başka, su ihtiyacı bazen şehre bir saat uzaklıkta bulunan bir kaynaktan sağlanıyordu. Esirler yiyeceklerini arzularına göre, ya garnizon komutanlığı vasıtasıyla tekâlif-i harbiye suretiyle satın alıyorlar, ya da bizzat dışarıdan tedarik ederek bazen İstanbul’dan bir şirket vasıtasıyla da getirtebiliyorlardı. Kendileri bu hususta tamamen serbest bırakılmışlardı.

Esirler yiyecekle ilgili herhangi bir şikâyetlerinin bulunmadığını ve mevcut uygulamadan memnun olduklarını ifade etmişlerdi. Hepsi de temiz yataklarda yatmaktaydılar. Şehirde esasen karyola mevcut olmadığından özel olarak yaptırılan kerevetler üzerine ya minder ve şilte ya da sadece şilte serilmişti. İngilizlerin ve Rusların kaldıkları ev, Fransızlarınkine göre daha temiz idi. Daha önce bütün esirler birlikte oturdukları halde, Garnizon Komutanlığı nezdinde yapılan teşebbüslerden sonra Fransızlar ayrılmışlardı.

Esirler giyecekle ilgili hiçbir ihtiyaçları olmadığını söylemişlerdi. Kundura ve kaputları oldukça yeni ve temizdi. Çamaşır ve diğer eşyalar Amerika Sefareti vasıtasıyla kendilerine ulaştırılıyordu.

Afyonkarahisar’daki esirlerin sağlık durumları oldukça iyi sayılırdı. Ara sıra rahatsız olanlar daha önce beş kuruş ücretle Belediye hastanesinde tedavi edilmekteyken, Garnizon Komutanlığı’nın teşebbüsüyle tedavileri askeri hastanede ücretsiz yapılmaya başlanmıştı. Garnizonda bit salgını görülmemişti. O zamana kadar Afyonkarahisar’a gelen esirler arasında üç kişi ölmüştü. 14 Haziran 1915 tarihinden itibaren, 329 asker ve subaya merkez tabipliğince üç defa tifo ve bir defa da çiçek aşısı yapılmıştı.

Garnizondaki esirler, daha önce birkaç defa dört kuruş yevmiye ile amele olarak çalıştırılmışlarsa da, heyetin orada bulunduğu sırada herhangi bir işte çalışmadıkları görülmüştü. Pozantı’ya giden askerlerin demiryolu kumpanyası hesabına amelelik ettikleri haber alınmıştı. Elektrik ve makina mütehassıslanndan bir kısmı daha önce Sivas’a, ziraat mütehassıslarından bir kısmı da Adapazarı‘na gönderilmişlerdi. Sivas‘a gönderilenler henüz dönmemişlerdi.

Esirlerin dini ihtiyaçları göz önünde tutularak garnizonda iki Katolik papaz istihdam edilmişti.

Subaylar maaşlarının zamanında ve tam ödenmesini istiyorlardı. İtilaf Devletleri elindeki Türk esirleriyle eşit miktardaki, kendilerine verilen günlük dört Şilinin, “bilhassa me-vâdd-ı gıdaîyenin kesb-i galâ eylemesi cihetiyle” yeterli olmadığını, bu sebeple mesken ve iaşe parasının bu miktarın dışında tutulmasını istiyorlardı.

Esirler postadan şikayetçi idiler. Aldıkları mektuplara göre Fransız ve İngilizlere ait kolilerin yüzde yirmi beşinin kaybolduğunu, mümkünse bunların Kızılay tarafından araştırılmasını rica etmişlerdi. Ayrıca aldıkları bazı mektup ve kartların geciktiğini söyleyerek buna meydan verilmemesini rica etmişlerdi. AE2 İngiliz denizaltı komutanı Stoeker, İstanbul Merkez Komutanlığı’nda bir kutu içinde nişanlısının bazı mektuplarını bıraktığını belirtiyor ve kendisi için yadigâr olan bu mektupların iadesi için Kızılay’dan yardım istiyordu. Rus esirleri ise, o zamana kadar hiçbir mektup ve paket almadıklarından bahisle bundan Rus Kızılhaçı’nın haberdar edilmesini istiyorlardı. Fransız esirleri, 1- 28 Ağustos 1915 tarihleri arasında gönderilen paketlerden hiçbirini alamamışlardı.

Oturanlar, soldan sağa: “Anafartalar”da ayağından mecruh düşen Hindistan Ordusu’na mensup İngiliz Yüzbaşısı Davuz; Çanakkale’de bir hayal muharebe neticesinde teyyaresiyle birlikte arkasından mecruhen yere indirilen İngiliz teyyarecilerinden zabit vekili D. M. Branson; Avustralya Fırkası T 16’dan ayağından mecruh İngiliz neferi Don.”

Konya ve Kütahya’da Esirler

Konya garnizonunda bulunan 184 İngiliz savaş esiri Ocak 1916 tarihinden itibaren otellere yerleştirilmişlerdi. Temizliğine özen gösterilen bu otellerin ücreti devlet tarafından ödeniyordu. Esirler ayda üç defa çarşı hamamına gönderiliyor; belirli saatlerde gezinti yapıyor ve futbol oynuyorlardı. “Cümlesinin sıhhatleri yolunda” idi. Konya garnizon heyeti bir komutan, bir iaşe memuru, bir eczacı, bir tercüman, iki yazıcı neferi ve otuz muhafız askerinden teşkil edilmişti.

1916 başlarında Kütahya‘da bulunan esirler, şehir merkezinde dört ayrı eve yerleştirilmişlerdi. Bunların önce Emed kasabasına gönderilmeleri düşünülmüşse de daha sonra bundan vazgeçilmişti. Evlerin üst katında subaylar, alt katında da subay muamelesine tabi sivil kaptan ve çarhcılar ikamet etmekteydiler. Subay ve askerler ayrı olup, hizmet erleri binaların bitişiğindeki bir barakada kalıyorlardı.

Kastamonu’dan Bir İngiliz Esir Subayın Mektubu

Kastamonu esir garnizonundaki bir İngiliz subayı, Times gazetesinde yayınlanan bir mektubunda şunları yazmaktaydı:

Kastamonu çok güzel manzaralı ve pek iyi bir yerdir. Buranın letafeti resim yapanlarca da pek ziyade takdir edilecek derecede büyüktür. Maalesef ne resim yapar ne de yemek pişirir veya marangozluk veya bir saat tamir eder ve ne de berberlik veya terzilik ile uğraşır bir adam değilim. Subaylar arasında bu işleri pek iyi gören adamlar vardır. Anlaşılan aklım mükemmel olmamış olsa gerektir. İşsizliğe mahküm kaldım. Okunacak hiçbir şey de yoktur. İkamet eylediğim evde 21 kişi oturuyoruz. Hepimiz toplam 120 kişiyiz. Ben ise bir binbaşı ile beraber küçük bir odada oturuyorum. Haftada bir alışveriş için çarşıya gidiyoruz. Eğlence ve talim olmak üzere gezintiler yapıyoruz veya kriket ve futbol oynuyoruz. Futbolu yün ile doldurulmuş bir topla oynuyoruz. Maalesef futbol için bundan iyi topları yoktur. Şimdiki durumumuz, buraya geldiğimiz sıradaki halimizden iyi ise de, her hususta kış mevsimini karşılayacak bir halde değiliz. Hava çok iyi gidiyor. Fakat geceleri çok serin oluyor. Kızılay bizlere vücudumuzu sıcak tutacak giyecek gönderdi. Buradaki mevcudiyetimiz çok can sıkıcı bir haldedir. Herhalde bunun çok devam eylemiyeceği ümit edilmektedir. Adımıza henüz bir paket gelmedi. Bu hususta tamamiyle ümitsiz bir haldeyiz. İstanbul’dan gönderilen ve sayıca çok olan paketleri bile henüz bizlere vermediler. Tahminimize nazaran buradaki subaylara verilmesi gereken ceketler 2.000’den fazladır. Tütün, reçel, tatlı, şeker ve çaya şiddetle ihtiyacımız vardır. Ancak her altı hafta veya iki ayda bir olmak üzere bir sabun parçası verilmektedir. Halbuki çamaşırlarımızı yıkamak için daima büyük bir parça sabuna ihtiyacımız vardır. Çikolata, kakao ve kahve tiryakilik gerektiren şeylerden sayılıyor. Bunlardan arada bir gönderilirse ne âlâ, olmadığı takdirde kanaat eyleriz. Türk Kızılay Cemiyeti, çok sayıda eşya göndermek suretiyle bizlere karşı büyük bir iyilik örneği göstermiştir. Kızılay bizlere birer kalın palto, yün kostüm, gömlek, don, potin, eldiven vesaire ile birer parça tütün, birer parça çikolata ve şeker göndererek ihtiyacımızı karşılamıştır. Çay yerine tatlı su içiyoruz. Genel itibariyle bizlere iyi davranılmakta olduğuna şüphe yoktur…

Mardin’de Rus Savaş Esirleri

Mardin Rus Esirleri Bölük Komutanı, Kızılay Cemiyetine gönderdiği 13 Ekim 1916 tarihli yazısında, esirlerin medeniyet alemine numune olacak, “şiâr-ı İslamiye ve ananât-ı Osmaniyeye yaraşacak” şekilde iyi muamele gördüklerini belirtmekteydi. Bunların “iâşe, ilbâs ve iskânlan” tamamen sağlanmış olup, harçlıkları talimat gereğince düzenli olarak ödenmekteydi. Karargâhta temizliğe önem verilmekte, esirler hamama gönderilmekte ve her hafta sabunla yıkanan çamaşırları ütülenmekteydi. Herkese, hepsi yeni olmak üzere bir adet kaput, bir takım elbise, bir çift elbise, bir kat yeni çamaşır, bir çift yün çorap, bir adet pamuklu yelek ve bir adet keçi postu “beylik kilim makamında” dağıtılmıştı.

1916 yılı itibariyle Türkiye’de bulunan itilaf devlerleri esirleri

Posta İşleri

Başlangıçta tamamen orduya bırakılan posta ve havale dağıtımında, çoğu kez Latin harflerini bilmeyen personelin sebep olduğu yanlışlıklarla karşılaşılıyordu. Bu arada gelen mektupların sansürde uzun süre kalması da gecikmeye sebep oluyordu. Kasım 1915 tarihinden itibaren, yabancı esirlere ait postaların garnizonlara dağıtım işlerinde Kızılay’ın görevlendirilmesiyle birlikte, esirlerin şikayetleri azalmaya başlamıştı.

Türkiye’deki savaş esirlerine gönderilen eşya, yiyecek ve paralar çoğu kez Amerika ve Hollanda elçiliklerince Kızılay’a teslim edildikten sonra esir garnizonlarına ulaştırılıyordu. Aralık 1915 tarihinde İstanbul’dan Afyonkarahisar’daki esirlere gönderilen bir para havalesi, belgelerden anladığımıza göre, şu yolu takip etmişti:

Kızılay Genel Başkan Vekili Doktor Besim Ömer (Akalın) Paşa, Istanbul’dan 4 Aralık 1915’te Afyonkarahisar Esir Garnizonu Başkanlığı’na gönderdiği yazıda, isimlerini belirttiği esirler adına 19 lira 8 kuruşun, Osmanlı Bankasına havale edildiğini bildirmişti. Bu havale E 15 denizaltı subayı Piraspi’ye ait 10,5 lira, Maryo denizaltısından, garnizonda 453 numarada kayıtlı Emil Viktor adına altın akçe 440 kuruş, garnizonda 455 numarada kayıtlı Antuan Mişel adına altın akçe 220 kuruş, garnizonda 414 numarada kayıtlı Hektor Havadek adına altın akçe 88 kuruş, 441 numaraya kayıtlı Kiper adına altın akçe 110 kuruştan ibaretti. Garnizon Komutanı, 8 Aralık 1915’te Esirler Komisyonuna havale ettiği yazıda, paranın bankadan alınıp sahiplerine dağıtılarak makbuzların imzalattırılmasını istedi. Esirler Komisyonu Başkanı Kıdemli Yüzbaşı Mehmet Lütfi Bey, 10 Aralık’ta Esirler Garnizon Komutanlığı’na, “İşbu tahriratta zikredilen meblağ bankadan alınıp eshabına teslim edilmiş ve her biri üçer nüshadan ibaret olan beş kıta makbuz imza ettirilerek leffen iade ve takdim kılınmıştır” diyordu.

Afyonkarahisar Garnizon Komutanı, Kızılay Genel Merkezine gönderdiği 12 Aralık 1915 tarihli yazısında, bankadan alınan paranın sahiplerine dağıtılarak, üçer nüsha olan beş parça makbuzun imzalattırılıp bunlardan birer adetinin Kızılay’a gönderildiğini bildirdi. Bu makbuzların ikişer nüshasının da 16 Aralık’ta Amerika Sefaretine gönderildiği anlaşılmaktadır. Görüleceği üzere, İstanbul’dan gönderilen havale bir hafta içinde Afyonkarahisar’daki esirlerin eline ulaştırılabiliyordu.

Garnizonların oldukça dağınık bir alana yayılmış olması, ilk yıllarda havale dağıtımını güçleştirmişti. Anadolu‘da garnizonlara gönderilen havale ve kolilerin dağıtım merkezi genellikle Afyonkarahisar’dı. Kolilerin çoğu kez posta vagonlarıyla sevklerinin mümkün olamamasının yanı sıra kumpanyaların da fazla ücret talep etmelerinden dolayı nakliyatta güçlüklerle karşılaşılıyordu. 1915-1918 yılları arasında yabancı esirler için Hollanda ve Amerika elçilikleri vasıtasıyla Kızılay’a 8.765 balya eşya ve yiyecek teslim edildi. Yine Hollanda Sefareti’nin teslim ettiği 8 vagonluk eşya Kızılay Esirler Şubesi vasıtasıyla garnizonlara dağıtıldı. 1916-1918 yıllarında 42.410 havaleyle gönderilen 684.961 lira İtilaf Devletleri esirlerine ödendi.

Sonuç

1916 yılında Türkiye’deki savaş esirlerinin sayısında büyük bir artış olduğu gözlenmekle birlikte, bir önceki yıla göre şikayetlerin azaldığı anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında savaş esirlerine oldukça iyi imkanlar sağlandığı görülmektedir. Biz burada, özellikle esir subayların günlük hayatlarını sınırlı belgelerle vermeye çalıştık. Bunlar garnizonlarda erlerden ayrı kalmakta olup, hizmetlerine verilmiş emir erleri bulunuyordu. Esirlerin günlük faaliyetleri sınırlandırılmış olmakla birlikte, tam bir hapis hayatı sözkonusu değildi. Çevrede geziyor ve kendi aralarında futbol, kriket gibi sporlar yapıyorlardı. İngiliz ve Fransız esirleri çoğu kez birbirleriyle anlaşamıyorlardı; bu yüzden Afyon ve Çankırı garnizonlarında ayrı binalara yerleştirilmişlerdi. Posta ve mektubun ise esirler için ayrı bir önemi bulunuyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda İtilaf Devletleri’ne mensup savaş esirleri serbest bırakıldı. Daha önce, Osmanlı ve İngiliz savaş esirlerinin durumlarını iyileştirmek ve mübadelelerini gerçekleştirmek amacıyla 28 Aralık 1917’de Bern’de imzalanan sözleşmeyi Türkiye Nisan 1918’de onaylamıştı. Ancak savaşın kaybedilmesi bu süreci daha da hızlandırdı. Mondros Mütarekesi hükümlerine göre Osmanlı savaş esirleri İtilaf Devletleri nezdinde tutulurken, bu devletlere mensup esirler İstanbul’da toplanarak ilgili devletlere kayıtsız şartsız teslim edileceklerdi.

Yazının dergideki orijinal halini görüntülemek için tıklayın.

İlginizi çekebilir

İlgili ürünler

Paylaş
Bir cevap yazın