tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Koleksiyon Sevgisi-10 Doğa Koleksiyonculuğu

Doğa Koleksiyonculuğu

Koleksiyon Sevgisi yazı dizisinin bu son yazısında; doğadan toplanabilecek örneklerle oluşturabileceğiniz koleksiyon türlerine yer veriyoruz.

İdealist bir Cumhuriyet öğretmeni olan Muzaffer Z. Yıldırımtel‘in 1958-59 yıllarında yazdığı denemelerinden derlenerek 1987 yılında İnkilâp Kitabevi tarafından yayımlanan “Koleksiyon Sevgisi” kitapçığından çeşitli bölümler aktaracağımız bu yazı dizisini keyifle okumanızı dileriz. (Fotoğraf ve çizimler: Semra – Hasan Kurbanoğlu)

Doğa, hayranlık uyandıran tüm canlılık ve güzelliğini, onu koruduğumuz ölçüde sürdürecektir. Örnekler toplama sırasında bu kaygıyı daima duymalı, hoyratça davranışlardan kaçınmalıyız. Beğendiğimiz bir canlıyı yerinden ayırmadan önce, en uygun seçimi yaptığımıza emin olmalıyız.

Deniz Kabukları ve Kabuk Koleksiyonculuğu

Yumuşakçalar ve kabuk çeşitleri

Doğa’nın saymakla bitip tükenmez varlıkları arasında yumuşak vücutlarını, sırtlarındaki bezlerden sızan kireçli salgılarla oluşmuş bir «kabuk ev» içinde korumak zorunluğu altında yaradılmış hayvancıklar, pek çok toplama meraklısının yakın ilgisini çekmektedir.

Aslında, koleksiyonculara ilginç gelen, bu hayvancıkların son derece güzel biçim ve renklerdeki kabuk‘larıdır.

Bilimde Mollusk – Yumuşakçalar – adıyla bilinen ve büyük bir sınıf meydana getiren bu yaratıkların çoğu denizlerde (özellikle Okyanus kıyılarında) yaşıyorlar. Tatlı ve acı sularda ve kısmen karada görülen türleriyle birlikte 100.000 kadar çeşide sahip oldukları biliniyor. İşte bu durum, koleksiyonculara bir cennet bahçesi daha hazırlamıştır.

Yumuşakça kabukları, tek parçalı ve çift parçalı olmak üzere iki kümeye ayrılır. Karada yaşayanların tümü tek parça kabukludur. Öte yandan dam, deniz böcekleri, istiridyeler ve diğer yumuşakça cinslerinin kabukları çift parça halindedir. Bununla beraber, sularda yaşayıp da tek kabuklu olanlara da rastlamaktayız.

…Halk arasında deniz kabuklarının bazılarına, benzedikleri şeylere göre boru, tarak, miğfer, sarık, kulak, akrep ve şeytan minaresi v.b. adlar takılmıştır. Kabukların dış şekilleri, içinde yaşayan hayvancığın bünye özelliklerine göre kenarlı, kırmalı, saçaklı ya da dikenli olmaktadır.

…Zarif kabuklar broş, gerdanlık, bilezik, tabla gibi süs eşyası olarak kullanıldığı gibi, sedef ve sedef eşya (düğme, kakmaişleri, porselen) yapımında da ham madde kaynağı oluşturmaktadır. Pasifik Adaları’nın halkları arasında bir kısım güzel kabuklar alışverişlerde uzun süre para yerine geçerli sayılmıştı. Örneğin Venüs kabuğu en değerli geçerlikte idi.

Deniz kabukları koleksiyonu
Pasifik kuzeybatı sahillerine ait bir deniz kabukları koleksiyonu

Kabuk toplama ve koruma yolları

Kumsalda bulacağımız boş kabuklar, dalgalar ve akıntılarla yıkanmış bir şekilde kıyıya vurmuşlardır. Ne var ki, çoğu zaman parçalanmış, çatlamış, hiç değilse yontulmuşlardır. Bu yüzden, toplayacağımız birkaç yüz kabuk içinden ancak pek azı koleksiyona girebilecek niteliğe sahip bulunurlar.

Yetkin kabuklar elde etmek için avlanmamız gerekecektir. Yalnız şunu belirtelim ki, yumuşakça avcılığı çetin bir iştir. Bu hayvancıklar su içinde kayalara ya da iskele sütunlarına yapışık yaşamaktadırlar. Çok defa etrafları yosunlarla örtülüdür. Oldukça derinlerde yaşayanları da vardır. Verimli bir avlama için, toplayıcının iyi bir dalıcı olması ya da böyle bir kimseyi kiralaması gerekir.

…Toplanmış kabuklar, sınıflandırıldıktan sonra karton kutular içinde korunurlar. Kutunun iç bölmeleri, istenildiği gibi ayarlanacak biçimde hazırlanır. Kutuları, özel dolaplara ya da camlı masa vitrinlerine yerleştirerek sergileyebiliriz.

Bir sarraf titizliği ile kabuklarla uğraşıp, onların her birine ait bilgilerini geliştirmiş uzmanlara Konçolojist deniyor.

Deniz kabuklarını değerlendirmede, onların biçim, renk güzelliği ve büyüklüğü gibi nitelikleri göz önünde tutulur. Bazı kabuklar, doğada pek nadir bulunuyorlar. Bunlardan birine sahip olabilmek için, koleksiyoncu hayli yüklü parasal özveriye katlanmak zorundadır. Örneğin Filipin denizlerinde avlanmış harika bir koni kabuk olan «Glory of the Seas» (Denizlerin Görkemi) böyledir. Bu hayvancığa zamanımızda artık pek rastlanmıyor. Tanınmış koleksiyoncuların elinde yalnızca bir düzine kadar mevcuttur.

Deniz kabukları koleksiyonculuğu A.B.D. ve Avrupa’da meraklısı fazla olan bir konudur. Yurdumuzda yeni yeni yaygınlaşmaktadır.

Böcekler ve Böcek Koleksiyonculuğu

Böcekler dünyası

Yeryüzünde 1.000.000 kadar böcek türü bulunduğu saptanmıştır. Böcekler, üç çift bacaklı ve eklemli hayvancıklardır. Yumurtlayarak ürerler. Kurtçuklar yumurtadan çıktıktan sonra bir dizi başkalaşmalar geçirir ve sonunda soylarının biçimini alırlar. Kimi yürüyücü, kimi uçucudur. Bazıları da zıplayıcıdırlar. Hepsi «10 takım» oluştururlar. En kalabalık takım kınkanatlı böcekler olup, 900.000 çeşide sahiptir.

Böcekler dünyasının en güzel yaratıkları ise, kelebekler’dir. Kelebekler için pek haklı olarak «böcekler aleminin güzel perileri» denir. Şairler onları «uçuşan sapsız çiçekler»e benzetmişlerdir. Kelebeklerin «kondukları çiçeklerden daha zarif bir güzelliğe sahip» bulunduklarını iddia edenler de çıkmıştır.

Böcek koleksiyonları çok defa «sistematik» tarzda yapılmakta ve «belirli bir takımı» kapsamaktadır. Kimi meraklılar «bir bölgenin tekmil böcekleri» ya da bir ülkenin «tek bir böcek türü» üzerinde toplama yapmayı benimsiyorlar.

Bir ırmak havzası, bir dağ kütlesi ya da bir ova gibi «küçük coğrafya birimleri» içinde yapılacak toplamalar ise, kuşkusuz daha özel bir değer taşıyacaktır.

Böcekler konusu Zooloji bilimi kadrosunda, Entomoloji dalını oluşturur: Böcek toplayan ve bunları inceleme işinde uzmanlaşmış kimselere de Entomolojist (böcek bilimci) denir.

Kelebekler ve kelebek koleksiyonculuğu

Pulkanatlılar (Lepidoptera) takımı’ndan, genellikle evrim geçiren kurtların kanatlanmış ve çeşit çeşit renkli ince pullarla kaplı haline genel olarak kelebek adı verilir.

Kelebeklerin en güzel tarafı kanatlarıdır. Kanatlar 4 tane olup, renkli ve parlak tozlarla kaplıdır. Onları harikulade renklendiren de işte bu tozlardır. Tozlar, aslında mikroskopik pullardan ibarettir. Milyonlarca pulun her biri, gayet ince bir sap ile kanatlara yapışıktır.

Doğa’dan toplanan böcekler arasında kelebeklerin özel bir yeri vardır. Kelebek koleksiyonculuğu dünyanın her tarafında, özellikle batı Avrupa ülkelerinde pek yaygın bir uğraştır. Almanya’nın Düsseldorf kentinde bir kelebek borsası bile kurulmuştur. Gene Almanya ve Fransa’da doğal renkleriyle nefis kelebek atlasları basılmıştır. Toplanan kelebekler bu atlaslar yardımıyla teşhis edilirler. Meraklılarının böyle bir atlası edinmeleri gereklidir.

İnsanlardaki kelebek sevgisinin kaynağını, bu küçük yaratıkların zarif vücutlarıyla bambaşka bir hafiflikte uçuşlarında, renklerinin harika güzelliğinde ve dahası bütün bunların gözlere ziyafet çekercesine yarattığı ince uyumda aranmalıdır.

…Kelebek koleksiyonculuğunun zevkli bir yanı da, bahar ve yaz aylarında elde atrape kırlarda dolaşıp avlanmaktır. Ne var ki, koleksiyoncunun önce avlanma, germe ve koruma tekniklerini iyi öğrenmeleri gerekiyor. Kusursuz örneklere sahip olabilmenin, bu beceriye bağlı kalacağı unutulmamalıdır.

Bu şirin böcekler, avcılık yönünden gece ve gündüz kelebekleri olmak üzere, kolayca ayırt edilebilecek iki bölümde kümelenirler.

Kelebek koleksiyonu
Çerçevelenmiş bir kelebek koleksiyonu

Başlıca kelebek cinsleri

  • Atlas kelebeği (Altacus atlas) Dünyanın en büyük kelebeklerindendir. Kanatlar açık durumda 25 cm’yi bulur. Yaşama alanı, Güney Amerika – Afrika – Japonya arası karalar kuşağıdır.
  • Apollo kelebeği (Parnassius apollo) Gündüz kelebeklerinin çok güzel renkli bir türüdür. Avrupa ormanlannda yaşar. Ülkemizde Uludağ eteklerinde görülmektedir.
  • Altınkıçlı kelebek (Euproctis chrysorrhoea) Son karın halkasında altın sarısı kıllar vardır. Tırtılları meşe, elma, armut ve ayva ağaçlarında yaşar.
  • Atmaca kelebeği (Celerio lineata) Kanat açıklığı 8.89 cm’dir.
  • Bakır kelebeği (Chrysophanus hypophlaeus) Gündüz kelebeklerinin küçük türlerinden biridir. Amerika bakır kelebeği adıyla da anıldığı olur.
  • Bal kelebeği (Galleria melnonella) Kül renginde bir kelebek türüdür. Kovanlara zarar verir.
  • Boyalıhanım kelebeği (Vanessa cardui) Devedikeni ve benzeri bitkilere dadanmıştır. Bu nedenle devedikeni kelebeği adıyla da anılır. Eni 53-57 mm’dir.
  • Çambaykuş kelebeği (Panolis grise ovariigata) Orta iklim kuşağı çam ormanlannda görülür. 3-4 cm. uzunluğundadır. Noktuid adıyla da bilinir.
  • Çamkesekurdu kelebeği (Cnethocampa pityo campa) Tırtılları çam ağaçlarında yaşar. Ege ve Marmara bölgesi ormanlarında çok görülür. 32-42 mm. uzunluklarda olabiliyorlar. Yakıcı kılları vardır.
  • Esmeray kelebeği (Arctia caja) Tırtılları ısırgan otu türünden bitkilerde yaşar. Eni 63-80 mm.dir.
  • İpekböceği kelebeği (Bombyx mori) Vücudu kaba yapılı ve pulları yumuşaktır. Geniş kanatları vardır. Tırtılları dut yapraklarıyla beslenir. Dünyaya Çin’den yayılmıştır.
  • Kuyruklu kelebek (Papillio podalirus) Enine siyah çizgili, sarımsı beyaz renklidir. Tırtılı kara diken, badem, şeftali ve erik ağaçlarında yaşar. Madeni mavi ve parlak siyah renkte çok güzel bazı türleri güney ve güneydoğu Asya ormanlarında yaşar. Papillic machaon denilen bu türler 4-5 cm.dir. Art uçları kuyruk gibi uzamıştır. Tırtılları, Eylül ayında kimyon ve havuç bitkileri üzerinde yaşar.
  • Kıral kelebeği (Danaus plexippus) Kanat açıklığı 10-16 cm. dir. Kurtçukları sütleğen bitkileri üzerinde beslenirler.
  • Kıraliçe kelebeği (Danaus glippus) Büyük ve koyu renkli bir türdür. Bunun da kurtçukları sütleğen bitkileri üzerinde beslenir.
  • Kavak kelebeği (Limenitis populi) Kanat genişliği 75 mm. dir. Orta iklim kuşağının yapraklı ağaçlarında yaşar.
  • Lâhana kelebeği (Pieris brassicae) Genişliği 6 cm. kadardır. Beyaz renkli ve beneklidir. Tırtılları lâhana yaprakları üzerinde yaşar.
  • Mavisüzgeç kelebeği (Zeuzera pyrina) Kurtçukları yapraklı ağaçlarda yaşar.
  • Sekropya kelebeği (Hyalophora cecropia) 15. cm. eninde bir türdür.
  • Tavus kelebeği (Saturnia pyri) Kalın bacaklıdır. Yün gibi tüyleri vardır. Genişliği 14 cm. kadardır. Gündüz cinslerinin (Vanessa ic) kanatları dişli ve köşeli olur.

Bitki Koleksiyonculuğu

Bitki koleksiyonculuğu yapanların dünyası daha bir başka güzeldir. Onlara göre en önemli iş, topladıkları bitkileri doğal renklerini koruyacak bir teknikle kurutup kartonlayabilmektir.

Ayrıca, her bitkinin geliştiği mevsimler, yaşama yerleri iyi bilinmeli ve günün en uygun toplama saatleri seçilmelidir. Teşhis işinde, bu maksatla hazırlanmış renkli bitki atlaslarından yararlanılabilir.

Kurutulmuş bitki koleksiyonlarına Herbaryum deniyor. Günümüzde başarılı şekilde kurutulmuş ve kartonlanmış bitkilerle, ilginç sergiler düzenlendiği görülmektedir. Böylesi etkinliğin son bir örneği, 1982 yılı Mart ayında Ayla Sepici‘nin Ankara’da düzenlediği ve son derece ilgiyle gezilen sergi idi.

Koleksiyon için en uygun bitkiler çiçekli bitkiler‘dir. Bunlar çoğunlukla sanıldığı gibi yalnız kırlarda değil, kent içindeki boş arsalarda, eski duvarlar üzerinde, mezarlıklarda da görülebilirler. M. Vallet, Paris kenti içinde 400 cins bitki örneği bulmuştu.

Çiçekli bitkilerde en ilgi çeken taraf çiçeğin renkleridir. Sarı, beyaz, kırmızı, mor ve mavi renkler evrim sırasıyla meydana gelmiştir. En ilkel çiçeğin rengi «sarı» olduğu gibi, en yüksek çiçekte renk «mavi»dir. Nitekim, arılar daha çok mavi renkteki çiçeklere konarlar. Çiçek renkleri, tozlarla yumurtacıkların birleşmesiyle tohumu meydana getiren yapının aşamalarını belli ederler. Ama, renklerin oluşumunda başka etmenlerin de rolü vardır.

Istanbul Saint Joseph Lisesi Tarihi Bitki Koleksiyonu Cilt I-II / The Historic Plant Collection of Istanbul's Saint Joseph High School Vols. I-II
1905 yılından 1970’lerin ortalarına kadar İstanbul Saint Joseph Lisesi’nde 3 rahip-öğretmenin oluşturduğu bitki koleksiyonu Prof. Dr. Mehmet Sakınç’ın özverili çalışmasıyla gün yüzüne çıkmış, koleksiyona ait kitap 2013 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmıştı.

Taş ve Fosil Koleksiyonculuğu

Taş koleksiyonculuğu

Dünyamızın kabuğunu meydana getiren ve bir ya da birkaç mineral’in oluşturduğu katı maddelere genel olarak taş (kaya) adı verilmektedir. Kayaların bir kısmı, eski deniz ve göl diplerinde birikmiş çamur depolarının basınçla sertleşmesi; diğer bir kısmı, volkanik unsurların (özellikle lav’ların) soğuyup katılaşması yoluyla meydana gelmişlerdir. Birtakım fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda ya da başkalaşımla hasıl olmuş taşlar da vardır.

Taşları yapan saf mineraller, maden filizleri ve cevherler de bu konunun içinde düşünülmelidir.

Taşlarda meraklıyı etkileyen en önemli taraf, onların renkleri olmaktadır. Bundan başka, güzel desenleri ve parıltılı görünüşleri söz konusudur. Bazı kırıntı taşlarda görülen, oluşum ya da aşınımla açıklanabilecek şekillenmişlik de ilgiyi çekmektedir.

Taşlardan hoşlanan ve onlar üzerinde uzmanlaşmış meraklılara petrograf (taş bilimci) deniyor. Taş koleksiyonculuğu bizde henüz kişisel yaygınlığa ulaşmamıştır. Mevcut koleksiyonlar yalnızca, maden araştırmaları ile ilgili devlet kuruluşlarında ve bazı öğretim kurumlarında işbirlikli çalışmalar ve toplamalar sonucunda düzenlenmişlerdir.

Taş koleksiyonlan, ana katmanlardan çekiçle kırılıp alınma ya da doğanın hazırladığı kırıntılardan (çakıl) örnekler toplama şeklinde yapılıyor.

Taş örnekleri toplama işinde izlenecek en iyi yöntem, yakından uzağa doğru geliştirilen araştırma tarzıdır. Toplamaya önce yakın çevremizden başlamalı ve giderek alan genişletilmelidir. Günlük gezilerimizi bir merkezden etrafına doğru ve her defasında beşer kilometrelik ayrı daire yarıçapları boyunca planlamak ve mümkün olduğunca sık bir doğrultu şebekesi saptayarak, çevrede gözden geçirilmemiş alan bırakmamak başarılı bir toplama yapabilmenin ilk koşuludur. Başka bir zamanda, ikinci bir yer merkez yapılarak aynı yol izlenecektir. Büyük ölçekli bir jeoloji haritası paftası ile, topografik noktaları adlandıran detaylı bir yöre haritası, gezilerde meraklının yakın yardımcısı olacaklardır.

Doğadan toplanan parçaları, anında numaralama ve alındığı yeri bir deftere kaydetme işi de önemlidir. Bu küçük notlar, koleksiyon karnelerinin düzenlenişinde «parçayı belgeleme»ye esas teşkil edecektir. Koleksiyoncunun araştırma ve toplama gezilerindeki başarısı, iyi örnekler elde etmesine, dikkatli ve bilgili bir tutum izlemesine bağlıdır.

Fosil koleksiyonculuğu

«Dünyamız, mezarları kayalardan ibaret olan vâsi bir mezarlıktır. Burada yatan ölüler kitabelerini bizzat kendileri kazmışlardır.»

Ünlü Jeolog Louis Agassiz böyle diyor.

Gerçekten, dünyanın insanlardan önceki çok uzun süren doğal tarihi boyunca, sayısız canlılar yaşamışlar ve ölmüşlerdir. Çoğunun soyları bile tükenmiştir ve artık yeryüzünde yoklar.

Bugün bunları bilmemiz, kalın tortu katmanları içersinde kalarak taşlaşmış kabuk, kemik, dal, yaprak ve diş gibi sert kısımlarını bulmamızla kaabil olmaktadır. İşte, yeryüzünün eski manzarasını, iklimini ve gelmiş geçmiş ve hayvan evrimlerini göstermeleri bakımından son derece ilgi çeken bu belgelere fosil diyoruz. Bir Mezopotamya tableti ya da eski bir antlaşmanın ele geçen metni nasıl insan tarihinin bir evresini aydınlığa çıkanyorsa, fosiller de dünyamızın doğal tarihine öylece ışık tutmaktadırlar.

Fosilleşmenin meydana geldiği jeolojik depolar, çoğu kere deniz ve göl diplerindeki kalın çamur katmanlarıdır. Bunlar sonradan, yer kabuğunun çeşitli hareketleriyle dağ sıralarını ve karaları meydana getirmişlerdir. Fosillerin kayalar içerisinde bulunuşlarını böyle açıklıyoruz.

Bununla beraber reçine, volkan tüfleri ve hattâ buzullar içinde de fosilleşmeler olmuştur.

Doğadan «fosil toplama» yararlı bir meşguliyettir. Onları, katmanlar içinden olduğu gibi çıkarmalıdır. Mümkün olmayan hallerde, içinde bulundukları kaya levhasıyla birlikte alınırlar.

Fosillerle uğraşı, yeterli bir paleontoloji ve stratigrafi bilgisi ve pratiği ister. Meraklının, uzman kişilerle işbirliğine girişmesi ve bu arada «doğa tarihi müzeleri»ni görmesi yararlı olur. Örneğin, Ankara’daki M.T.A. müzesinin gezilecek yerlerin başında geldiğini hatırlatmak isteriz.

Fosil toplama ve inceleme merakını uzmanlık haline getirmiş kimselere paleontolog (eski canlılar bilimcisi) deniyor.

Yazı dizisi

İlginizi çekebilir

İlgili ürünler

Paylaş
Bir cevap yazın