tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Refik Halid Karay’ı Anmak

Refik Halid Karay

18 Temmuz, Türkçe’nin Kutbu olarak bilinen Türk edebiyatının usta kalemi Refik Halid Karay‘ın vefat yıldönümüydü. 

Edebi tat ve Türkçe kalitesi bakımından hâlâ yeri doldurulamayan yazarlarımızdan Refik Halid Karay‘ı vefatının 54. yılında minnetle anıyoruz. Kendisinin bir kaşık koleksiyonu olduğunu öğrendiğimizde epeyi şaşırdığımızı da itiraf edelim.

Aşağıda torunu Aslıhan Karay‘ın Twitter’da paylaştığı yazarın çocukluk resmine ve İçkinin Yıkamadığı Adam hikâyesine yer veriyoruz.

İçkinin Yıkamadığı Adam

Yazan: Refik Halid Karay / Yayın Tarihi: 18 Eylül 1967

Bünye, yaradılış, sağlam soy meselesi: İçki de bir insanı kolay yıkamıyor; doktor Besanson’a hak vereceğim geliyor. Akrabamızdan bir Hüsnü Efendi vardı. Pek seyrek olarak ziyaretimize gelirdi; amma nasıl gelirdi? Oturduğu Üsküdar’dan kalkar, Erenköyü’nün Kozyatağı’na, bize yaya olarak, doksan şu kadar yaşında!

Bazı uzun müddet kalır, dinlenir, yer, uyur, geceyi mi geçirirdi? Ne gezer! Bahçede bir kahve içer, benimle -küçüktüm o zaman- azıcık şakalaşır, yolunu tekrar tutardı. Zayıf bir adamdı, aba giyerdi: Kuşağının arasına saatini sokardı, baston kullanmazdı.

Bir defasında Sultan Mahmud‘u anlatmıştı: Beyaz bir at üzerinde Karacaahmet mezarlığının Selimiye kışlası tarafındaki çeşmenin başına gelmiş, atını durdurmuş, manzaraya bakmış, Hüsnü Efendi yalakta oynuyormuş. Tabii çocukmuş bu sırada, şakalaşmış onunla, sonra atını sürmüş, başını alıp gitmiş.

Babam Hüsnü Efendiyi, yakın akrabası idi ama sevmezdi. Sevmediğini sezmiş, sebebini anneme sormuştum.

— Gençliğinde çok içerdi, demişti, binnikler devirirdi; ayık gezdiğini gören olmazdı. Çapkındı da. Ayrıca büyükleri saymazdı; kimseye aldırış etmezdi.
— Hâlâ içiyor mu acaba?
— Son yıllara kadar içtiğini duyuyorduk. İflah olmaz bu adam!

Bu, iflah olmayan adam bizim baba soyunu ve aile şeceresini mükemmel tanır, bilir, anlatırdı. Bana derdi ki:

— Babanın büyük dedesi Musa Efendi ile onun babası İsa Efendi iyi insanlardı, çiçek meraklısı idiler. İsa Efendiyi cennetmekân Sultan Selim (yani III. Selim) sarayına aldırdı. Hadikalar Emini yaptırdı. Bize Karakayışoğulları derler, aslımız Emirdağlıdır ama sonra Timur zulmünden Mudurnu’ya hicret etmişiz.

Bir de hikâye anlatırdı: Güya o İsa Efendiye şeyhi olan zat emretmiş, “Şu yetiştirdiğin gülleri al, Padişahın yolunu bekle” demiş, müridi de emri yerine getirmiş. İnce ruhlu Selim çiçekleri görmüş, hayran kalmış ve Isa’yı kayırmış.

Yine bir hikaye: Büyük amcalarımızdan biri Şıkk-ı-sâni Defterdarı imiş, gazaba uğramış. Kütahya’ya sürülmüş, kederinden gözlerine perde inmiş. Fakat bir gece rüyasında şeyh görümüş: “Sil gözlerini!” demiş. Ertesi sabah gözleri açılmış ve af emri de gelmiş!

Bütün bunları doksan yaşındaki Hüsnü Efendi’den öğrenmiştim. Yüz yaşına kadar bize gelip gitti; sonra görünmez oldu.

— Öldü galiba…
Diye düşünüyordum; annem başka bir haber verdi:
— Evlenmiş herif!
Şaşmıyan kalmadı, fakat tevil edenler de oldu:
— e yapsın, bakılmağa muhtaç. Artık çökmüştür, aldığı da yaşlı bir kadındır.

O ciheti de öğrendik: Kadın pek o kadar da geçkin sayılmazmış. Mahallesinde «Bizim efendi şöyle dedi, şunu yaptı” diye komşu komşu gezip memnunluk beyan ediyormuş.

Haberin daha mühimmini de almakta gecikmedik: Arasıra bir kadeh rakı yuvarladığı oluyormuş Hüsnü Efendinin!

Nihayet ben sürgünlüklerimin birinde iken bu, her mânasıyle dünya ehli adam kaçıncısı olduğunu hiç kimsenin bilmediği son karısının kucağında vefat etmiş. Döndüğüm zaman sordum:

— Öldüğü zaman kaç yaşında idi?
— En aşağı yüz on beşinde. Yine de kırlarda gezip tozuyormuş. İçkinin yıkamadığı bir adamdı o!

Refik Halid Karay stüdyo fotoğraf

İlginizi çekebilir

İlgili ürünler

Paylaş
Bir cevap yazın