tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Sikkelerdeki Tarih

Bizans Sikkeleri

1999 yılının Mart ayında, Tarih Vakfı tarafından düzenlenen Tarihçinin Mutfağı toplantılar dizisinin konuğu Doç. Dr. Oğuz Tekin ile sikkelerin tarihi ve tarih yazımındaki önemine dair bir ufuk turu.

Toplumsal Tarih Dergisi Mayıs 1999, Yazar: Atilla Lök, Bant Çözümü: Esma Onaç.

Doç. Dr. Oğuz Tekin, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Klasik Arkeoloji öğrenimi gördükten sonra 1984’te Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak yer almış. 1987’de yüksek lisansını, 1991’de de doktorasını tamamlamış. 1993’ten bu yana İstanbul Üniversitesi’nde doçent unvanıyla görevli bulunan Oğuz Tekin çalışmalarını Antik Nümismatik (Yunan, Roma ve Bizans sikkeleri) üzerinde yoğunlaştırmış.

Eski Çağın Medyası

Lidyalılar tarafından icat edilen sikke; bir görüşe göre kamu harcamalarının karşılanması, diğer bir görüşe göre ise de günlük ihtiyaçlar için yapılan değiş tokuşlarda standart bir değişim aracına sahip olma ihtiyacından doğmuş. Her sikke üzerindeki yazı ve simgelerle, basıldığı dönemin ve toplumun kendine özgü kültüründen ve yaşam biçiminden izler taşır.

Oğuz Tekin sikkenin, özellikle ilkçağda, sadece ekonomi alanmda kullanılmadığını belirtiyor:

“Sikkeler eskiçağ dünyasının hatta ortaçağın, İslam dünyasının, Osmanlı’nın bir tür aynası niteliğindedir. Bugün cebimizde taşıdığımız paraların üzerinde birtakım resimler ve yazılar var; geçmişe gidildikçe bunlar çok daha fazlalaşıyor, çok daha zenginleşiyor ve çok sık sikke basıldığı için konular da çeşitleniyordu. İmparatorlar değiştikçe imparatorların portreleri değişiyordu, yaptıkları işler, propagandalar, her türlü şey sikkeyle ilişkiliydi. Günümüzde olduğu gibi, televizyon, gazete, basın olmadığı için sikkeler bir anlamda o dönemin medya işlevini de yerine getiriyordu. Örneğin Roma İmparatorluğu’nda imparator değiştiği zaman, ancak Roma’dakiler bunu biliyordu, oysa sikke basılınca imparatorun imajı bütün Akdeniz dünyasına yayılıyor ve kendi adı, unvanları, hangi tanrılara inandığı, ne tür işler yaptığı kısacası her şey yeni sikkeler ile öğreniliyordu.”

İlgisizlik

Türkiye’de yok denecek kadar az nümismat olduğunu belirten Tekin, bu olumsuzluğa ek olarak, tarihçilerimizin de nümismatikle ilgilenmediğini vurguluyor:

“Bence nümismatikle desteklenmeyen bir tarih çalışması çoğu zaman eksik kalır. Benim konum Eskiçağ Tarihi ve Antik Nümismatik, ancak Osmanlı sikkelerine de ilgi duyuyorum. Türkiye’de Osmanlı tarihi, sosyal tarih, kültürel tarih ya da siyasal tarih alanında yapılan çalışmaları da bu nedenle, yani nümismatikten yeterince yararlanılmadığı için eksik görüyorum, ekonomi tarihini özellikle. Şimdi diyelim ki, tarihçi arşive giriyor, arşivde belgeler üzerinde çalışma yapıyor, bu belgelerde, denebilir ki, ‘Fatih Sultan Mehmed Akçe’nin değerini şu kadar düşürdü’. Tarihçi bu bilgiyi alacak, kullanacak, kitabına geçirecek; ama bunun test edilmesi lazım. Ne yapılması gerekiyor? Müzeye gidip Fatih Sultan Mehmed döneminde basılan Akçelerin gramları ölçülmeli. Belki ferman çıktı, öyle bir uygulama için girişimde bulunuldu, ama gerçekleşmedi; bunu göreceğiz. Dolayısıyla bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tarih ve arkeoloji alanında çalışanlar için nümismatik vazgeçilmez bir bilgi kaynağı. Tabii tarihçilerden nümismatiği bilmesi, sikkeyi öğrenmesi beklenemez ama hiç olmazsa yapılan çalışmalara bakılması gerekiyor.”

Oğuz Tekin

Depolardaki Sikkeler

Oğuz Tekin Türkiye’deki müzelerin sikke açısından çok zengin olduğunu, ancak yeterli nümismat olmadığı için bu sikkeler üzerinde sağlıklı çalışmalar yapılamadığını belirtiyor:

“Türkiye’de hiçbir müzenin sikke kataloğu yoktur ve hemen hemen hiçbir bilim adamının da bu müzelerdeki sikkelerin kataloğunu yapmak üzere bir girişimi yoktur. Sikkeler müzeye ya arkeolojik kazılar yoluyla giriyor, ya kaçakçılık sırasında yakalanıp müsadere yoluyla giriyor ya da köylüler, vatandaşlar ellerindeki sikkeyi ya da bir defineyi müzeye satıyor. Bu şekilde müzelerimizin hemen hepsi sikke bakımından çok zengin, ama gelin görün ki bir sikkeyi görmek istediğiniz zaman gösteremezler. Çünkü onların sağlıklı envanterleri yoktur. Yani, ‘Ben falanca sikkeye bakmak istiyorum’ dediğinizde, size hemen gösteremezler, ‘Buyurun arayın siz bulun’ diyeceklerdir. Binlerce, milyonlarca sikke bu şekilde depolarda bekliyor.”

1977 yılında Nezahat Baydur‘dan nümismatik dersi alan Tekin, bitmiş olmasına rağmen üçüncü ve dördüncü sınıfta bu dersi tekrar almış. Daha sonra nümismatik üzerine çalışmaya karar veren Tekin, bir yıl boyunca Roma imparatorlarını ezberlediğini, çünkü nümismatiğin çok geniş bir perspektif gerektirdiğini belirtiyor:

“Nümismatik yalnızca sikkenin üzerindeki resimler ve yazılar demek değildir. Bu sikkeleri kim üretti? Diyelim ki, Büyük İskender’in bir sikkesi. Büyük İskender’i bilmek zorundasınız; kimdir, ne yapmıştır, döneminde hangi olaylar olmuştur? Bizans sikkelerini çalışacaksanız; Bizans tarihini bilmeniz gerekiyor, o yazıyı, o tipi, o imparatorları… Dolayısıyla mitoloji bilmeniz gerekiyor, din tarihi, mimarlık bilmeniz gerekiyor.”

Keşfedilemeyen Nümismatik

Nümismatik çok zevkli ve güzel bir alan olmasına rağmen Türkiye’de birçok kişi tarafından henüz keşfedilememiş. Tekin, öğrencilerini bu alana entegre edebilmek ve böylesine zevkli bir alanı başka insanlarla paylaşabilmek için, onları çalışmalarına ortak ettiğini ve nümismatiği keşfetmelerini sağlamaya çalıştığını belirtiyor:

“Asistan alamıyoruz ama öğrencilerimi bu işe entegre etmek için çalışıyorum. Örneğin; Yapı Kredi koleksiyonundaki sikkeleri hazırlarken bir öğrencim yardım etti, önsözde ona teşekkür ettim. Şimdi Bizans sikkeleri çıkıyor; yine bir öğrencim devamlı fişlemelerle uğraşıyor, bilgisayar çıkışlarımı kontrol ediyor. Sivas definesinde yine bir öğrencimle birlikte çalıştık. Yani her bir öğrenciyi bir çalışmanın içine entegre ederek, hem önsözde onun adını yazıyoruz, o kişi onurlanıyor, ‘Benim de bu işte payım var’ diyor, hem de bir çalışmanın nasıl yapılacağını görmüş oluyor. Geçen toplantılardan birisinde Nurhan Atasoy sanıyorum söylemişti; her alanda bu geçerli, öğrenciyi hemen korkutmamak gerek, yani nümismatik işte çok detaylı vesaire… Hayır! İçine girsin yavaş yavaş, hem öğrensin hem kendini ilerletsin, ben bundan yanayım. Yoksa her şeyi bilip de başlamak demek, belki de hiç başlamamak demektir.”

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi envanterine kayıtlı 55.000 adet sikke sayesinde, Milattan Önce 6. yüzyıldan günümüze, Atina’dan Bergama’ya, Roma’dan İstanbul’a, Hindistan’dan İspanya’ya, Viyana’dan Cezayir’e kadar çok geniş coğrafyanın 2600 yıllık siyasi ve ekonomik tarihini okunabiliyor. Koleksiyonun web sayfası ve sikke kataloğuna ulaşmak için tıklayın.

Altın Boynuz

Oğuz Tekin, öğrencilerin nümismatiği öğrenebilmeleri için sadece ders vermenin yeterli olmayacağını düşünerek, yüksek lisansı sırasında öğrencilere yönelik Antik Nümismatik ve Anadolu isimli kitabı hazırlamış. Daha sonra doktora tezine başlayan Tekin, Türkiye’deki çalışma koşullarının zorluğu yüzünden Sorbonne Üniversitesi’ne gitmiş. Fransa’da dört yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen nümismat, Türkiye’de yapılmış olan nümismatik çalışmalarını sistematik bir hale getirmek için Antik Anadolu Nümismatiği Bibliyografyası adlı eseri hazırlamış. Nümismatikle ilgili daha birçok eserde imzası olan yazar, tarih araştırması yaparken nümismatikten yararlanmanın gerekliliğini birkez daha vurguluyor:

“Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü’nden çıkan Eskiçağda İstanbul’da daha önce İstanbul konusunda hazırlanan çalışmalardan farklı olarak, nümismatik ekseninde İstanbul’u işledik. Yani eskiçağda İstanbul’un tarihini, kültürünü ele alırken paralarıyla beraber işledik; hangi tanrılara tapmışlar, mimarlık açısından nasıl bir düzeydeydiler vb. Sikkelerin üzerindeki resimlerden buna ulaşmaya çalıştık, çok ilginç bir şey oldu; Tarih Vakfı’nın Habitat Sergisi sırasında ilk defa, Haliç’e ‘Altın Boynuz’ denmesinin sebebini yaptığımız bir panoyla orada gösterdik. Bunun tek ve esas nedeninin, palamut balığı olduğunu ortaya koyarak böyle bir tanıtımda bulunduk. Çünkü daha Roma döneminde yaşamış Plinius bize anlatıyordu, ‘Biz buraya Altın Boynuz diyoruz, çünkü burası palamut kaynıyor, elimizi attığımız zaman yakalıyoruz. Zaten Haliç bir boynuz gibidir, biz bu bereket boynuzuna ‘Altın Boynuz’ dedik, çünkü burası balık kaynıyor’. Balığın adı da pelamydes, yani palamut balığı. Istanbul’un sikkelerine baktığımız zaman paraların üzerine palamut balığı konulduğunu görüyorsunuz. Yani bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin paralarında Atatürk’ün resmi vardır, Amerika’da George Washington’ın resmi; her ülke kendi önemsediği şeyi koyar. Byzantion kenti de balığı, palamut balığını önemsemiş ve bizim sembolümüz budur demiş. Palamut balığının belki 200 yıl boyunca, belki 300 yıl boyunca bütün Roma Imparatorluğu dönemi boyunca sikkelerine koymuş. Yani tarihi yaparken, tarihi yazarken nümismatikten yararlanmamn, sikkelerden yararlanmanın insanı ne kadar geliştirdiğini, perspektifi ne kadar genişlettiğini de görüyoruz. Nümismatik bize birçok konuda yardımcı oluyor.”

Geçmişin İcadı

Tekin, toplantıyı izleyenlerden gelen bir soru üzerine, tarihçilerdeki karşı konulmaz yaratma ihtiyacının zaman zaman geçmişin icadı noktasına ulaştığını ve bunun da tarih araştırmalarındaki en önemli unsurlardan biri olan objektifliği zedelediğini vurguluyor:

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak çok tehlikeli bir şey. Maalesef eskiçağ olsun, ortaçağ olsun, hangi konuda olursa olsun, insanlar hep bir şeyler söylemişler: Haliç’te gemiler batmış güya, ışıldıyormuş ondan Altın Boynuz denmiş. Ay-yıldız için de, savaş sırasında yerde kan varmış, üzerine Ay ile yıldız düşmüş; bu, Türk motifiymiş… Hayır böyle bir şey yok, Isa’dan yüzyıllarca önce bile Byzantion’un, İstanbul’un sikkelerinde hilal ve yıldız var. Tabii bu, hoşlanmasak da, şu demek: Byzantion’u Orta Yunanistan’daki kolonistlerden Megaralılar gelip kurmuşlar. Megaralıların kendi sembolü bu. Yani hilal ve yıldız orada da var, dolayısıyla gelip Istanbul’u kurunca buradaki sikkelerinde de hilal ve yıldızı kullanıyorlar. Yani bunun ne 1071 Malazgirt Savaşı ile ne de Osmanlı ile alakası var. Hilal ve yıldız aslında çok eskiden beri, Pontos Krallığı’nda hep sevilerek kullanılan bir motiftir. Dolayısıyla bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin paralarında da hilal ve yıldız vardır, başka bir ülkenin de vardır; ama eskiçağda da örneklerini görüyoruz. Bu yüzden bazı şeyleri iyi bilip öyle fikir yürütmeli ve objektif düşünmeliyiz.”

Dergideki bölüm için tıklayın.

İlginizi çekebilir

İlgili ürünler

Paylaş
Bir cevap yazın