tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Talimhane’de Bir Boğa Güreşi

Talimhane Boğa Güreşi

Bir zamanlar İstanbul’da bir boğa güreşi organizasyonu yapıldığını biliyor muydunuz? Tarihçi Saadet Özen‘in geçtiğimiz yıl Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin (BÜMED) Boğaziçi Dergisi için kaleme aldığı Talimhane’de Bir Boğa Güreşi yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Geçmiş, biz onu nasıl hayal edersek edelim, kendi kurgularıyla bizi şaşırtıyor. Bu sefer hikayemiz, İstanbul’da yapılmış boğa güreşlerinin Boğaziçi Arşivleri’nde nasıl yer bulduğuna dair…

Arşiv, bizden öncekilerin hayatlarından parçalarının karaya vurduğu, kurtulduğu bir liman. Fotoğraflar, çizimler, yazışmalar, günlük gailenin kaydını tutan her ne varsa arşive genellikle hafızasını kaybetmiş olarak gelir. Her birine anlamaya çalışarak alıcı gözle baktıkça bağlantılar, olaylar keşfedilir, hikayeler kurulur.

Boğaziçi Arşivleri’nde biz, bunu her açtığımız kutuda yeniden yaşıyoruz. Geçmiş her seferinde kurgularımıza meydan okurcasına yeni sorularını önümüze seriyor. Bir süre önce bunun bizi çok şaşırtan bir örneğini yaşadık. Hiç beklenmedik bir yerden başlayan hikayenin bir ucu arşivIerimizdeki yüzlere, isimlere bağlandı.

Hikâye, 11 Haziran 1910 tarihli The Illustrated London News dergisinde gördüğümüz bir haberle başladı. Muhabir, o sıralar İstanbul’da düzenlenen boğa güreşlerinden bahsediyordu. Haberi destekleyen fotoğrafta, bugünkü Taksim Meydanı’nın az ötesinde, Talimhane Meydanı’nda kurulmuş ahşap bir amfitiyatro, ortadaki alanda bir matador ile bir boğa görülüyordu. Anlaşılan bu iş bir süredir dillerde dolaşıyor, daha doğrusu tartışmalar yaşanıyordu çünkü boğa güreşlerini desteklemeyen, protesto eden bir kesim vardı. Habere göre birinci güreş yapılmış, ancak hemen hemen hiç rağbet olmamıştı.

Talimhane’de kurulan amfitiyatroda boş tribünlere karşı gerçekleşen boğa güreşine ait kupür. Görsel Kaynak: Saadet Özen

İçimizde daha önce boğa güreşi ve İstanbul kelimelerini aynı cümlede duymuş ya da böyle bir amfitiyatronun fotoğrafını görmüş olan yoktu. Bunun üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşivi‘nde kısa bir araştırma yaptık. Gerçekten de bu olay yaşanmış, devlet kayıtlarına da yansımıştı. Beyoğlu Mutasarrıflığı o dönem gösteriler için kiraya verip gelir getirebilecek bu amfitiyatroyu yaptırmış, Krepano ve Şürekâsı adında bir şirket de boğa güreşleri düzenlemek üzere ruhsat istemişti. Ancak rağbet olmadığı için güreşlerin bir süre sonra iptal edildiği anlaşılıyordu. Hatta şirketin yazminat hakkı olup olmadığına dair devlet daireleri arasında yazışmalar da olmuştu.

Güreşlerin rağbet görmemesine sebep olan protestoculara gelince… Başta kim olduklarına dair en ufak bir fikrimiz yoktu. Nihayet Osmanlı Arşivi’ndeki klasörlerden birinden, protestocuların yazıp imzaladığı 28 Mayıs 1910 tarihli bir dilekçeye ulaştık.

Kim bu arzuhal edenler?

Toplam 147 kişinin imzaladığı dilekçede boğa güreşi “dehşet verici, zalimane, aşağılayıcı” gibi sıfatlarla anılıyor, şehirde temsil edilen bütün dinlerin ilkelerine aykırı olduğu ifade ediliyor, seyircinin en düşük duygularını ayaklandırmaktan, toplumun ahlak seviyesini düşürmekten başka bir işe yaramayacağı söyleniyordu. “Osmanlı İmparatorluğu’nun tazelenmiş olan güzel ismine istinaden, toplumun ve insanlığın ortak huzuru için” validen bu işi durdurması talep ediliyor, başka bir deyişle Meşrutiyet devri idarecilerine bu tavrın itibar getirmeyeceği, yenileşmekten ziyade köhneliği, bir bakıma eski rejimi çağrıştıracağı ima ediliyordu.

İmzacıların listesine bakar bakmaz gözlerimiz tanıdık isimlere takıldı. Listenin en başında, o dönem Robert Kolej müdürü olan Caleb Frank Gates‘in kızı Mary Ellen Gates‘in, tarih hocası Alexander can Millingen‘in adı göze çarpıyordu. Hazırlık bölümünün müdürü George Huntington birkaç sıra aşağıdaydı. Yunan Dili ve Edebiyatı hocası Svetoslav Stefannoff Salgandijeff, Ermeni Dili ve Edebiyatı hocası Hagopian H. Djedjizian, kimya hocası W. Thomas Ormiston, hocaların eşleri, Rumelihisarı’nın yerleşik İngiliz ailelerinden Binns‘ler, Türkçe hocaları Hulusi Hüseyin Bey ile Salih Feridun Bey ve Abdülnafi Baba… Osmanlı döneminde Rumelihisarı Şehitlik Dergahı Şeyhi. Restore edilmiş tekke binası, bugün nice konferansın yanı sıra, Nafi Baba Tasavvuf ve Kültürel Miras Uygulama ve Araştırma Merkezi‘ne de ev sahipliği yapıyor. Hepsi Boğaziçi Arşivleri’nde notlarını, fotoğraflarını sakladığımız, aşina olduğumuz isimler. Geçmişte, bütün bu isimleri bir araya getirmiş bir ana tanıklık ediyorduk.

İstanbul’un hayvanseverleri mi?

1910, İstanbul’daki hayvanlar için en zorlu tarihlerden biri olarak hatırlanır. Şehrin idarecileri, modernleşmeyle birlikte sokakların nizamına ve temizliğine yeni bir bakış edinmiş, sokakları mahalleliyle paylaşan köpekleri hedef alrnışlardı. Nitekim Sultan Il. Mahmud (1826-1839) ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) zamanında köpekleri İstanbul’dan kovmak yolunda girişimler olmuştu. Sultan Mehmed Reşad (1909-1918) zamanında, belediye çok köklü bir hamle yaparak 80 bin köpeği amansızca toplayıp Hayırsızada‘ya göndermişti. Başta memurların gidip onları besleyeceği söylense de böyle olmadı; köpekler sefalet içinde can verdi.

İstanbul köpeklerinin bu büyük sürgününün tarihi olan 3 Haziran, boğa güreşlerinin başladığı haftaya denk geliyor. Bu durumda yetkililer, 1910 yılında, bir hafta içinde hem köpeklerin şehirden çıkarılması hem de hayvanın insana yenilmeye mahkum olduğu bir seyirliğin başlatılması için plan yapmış.

Dilekçede imzası olanlar köpeklerle ilgi planlardan haberdar mıydı, ona da tepki göstermişler miydi, henüz bilmiyoruz. Fakat en azından boğa güreşlerinin kaldırılmasında etkili olmuş gibiler. Acaba bu fikir nasıl oluşmuş, ilk kimden çıkmıştı? Aynı kalemden çıkmış gibi duran imzaları atanları kim bir araya getirmiş, listeyi vilayete kim sunrnuştu? Robert Kolej hocalarını, Beyoğlu’nda mağaza sahibi Baker ailesini ve Nafi Baba’yı bir araya getiren hayvanseverlik tam olarak nasıl doğmuştu, hangi duyguların üzerine şekillenmişti?

Tarihçiler, bugünün kavramları ve algılarıyla geçmişi anlamaya çalışmanın tehlikelerine sık sık işaret ederler. İmzacıların hayvanlara yaklaşımlarının bugünkünden farklı temeller üzerine şekillenmiş olabileceğini elbette bir kenara yazmalıyız. Canlıların yaşama hakkını mı savunuyorlardı, yoksa insanın üstünlüğüne, dolayısıyla zayıf olan hayvanları koruma sorumluluğuna dayalı hiyerarşik bir anlayışları mı vardı, bunu şimdilik bilemiyoruz.

Kurumların kültürü, belli koşullarda doğan, tetiklenen ve gelişen geleneklerin zamana uyum sağlayarak varlığını korumasıyla oluşuyor. Boğaziçi, dünyanın en tabiatla dost kampüslerinde birine sahip. Mor salkımlarımız, erguvanlarımız bunca yıldır yerini binalara bırakmadıysa, insanlar, kediler ve köpekler kampüsü keyifle paylaşabiliyorsa, bunda bu imzacılarla başlayan, belki daha eskiye dayanan bir yaklaşımın, tabiatla özel bir ilişkinin payı olabilir ıni? Bu sorunun cevabını, Boğaziçi Arşivleri’nde okunmayı, anlaşılmayı bekleyen günlüklerde, yazışmalarda, tabiat çizimlerinde aramaya devam edeceğiz.

Talimhane'de Bir Boğa Güreşi
Talimhane’de Bir Boğa Güreşi, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) Boğaziçi Dergisi, Kasım 2018

İlginizi çekebilir

İlgili ürünler

Paylaş
Bir cevap yazın